top of page

Paket

  • Yazarın fotoğrafı: saricasevde
    saricasevde
  • 3 saat önce
  • 6 dakikada okunur

Sabah erkenden uyandı. Alarmı 6’ya kurmuştu ama kalkması uzun sürdü. Mutfağa gidip buzdolabını açtı. Dolapta bi’ kutu yumurta ve dünden kalma bir kâse çorba vardı sadece. Yumurta kırdı, pişerken ambalajlı sigara paketini açıp sabah sigarasını yaktı. Sigarayı bıraksaydı fena olmazdı, hiç olmazsa yumurtanın yanına ekmek de alırdı.

Dairedeki işine zamanında yetişebilmek için hazırlanmaya başladı. Bir ay gitmese bile kimsenin umurunda olmazdı gerçi de, yine de sorumluydu. Bir türlü ikincisini almadığı kravatını takıp bir sigara daha yaktı. Bugün de bir paket biterdi muhtemelen. Bu gidişle parasızlıktan sigarayı bırakmak zorunda kalacağım, deyip güldü kendi kendine.

-Fırat, hadi be oğlum, geç kalıcan yine!

-Ya Mehmet, bi’ bırak uyuyalım amınakoyim!..

-Nankör pezevenk!

“Ben olmasam işten çoktan atılmıştı da, yine de sabah uyanmak istemiyor, genç çocuk, daha alışamadı.”

Saate baktı. Servis gelir 10 dakikaya, deyip çıktı evden. Durağa doğru yürürken ısınmak için bir sigara daha yaktı. Hava soğuktu. İnsanın içine işleyen bir soğuk.

Sigara içini ısıtmıştı. “Zararlı falan ama kendini içiriyor bu meret.” Daha yarısını yeni bitirmişken servis geldi. Sigarayı yere atıp servise bindi. Her zamanki kişiler vardı. Hepsi zombi filminden çıkmış gibilerdi. Aralarında genç bir çocuk vardı sadece. Ama o da çok farklı sayılmazdı. Mehmet bu çocukla bir iki kere konuşmuştu ama hakkında çok düşünmemişti. Çok düşünmeyi sevmezdi zaten.

Yarım kalan sigarayı hatırlayınca içi acıdı. Hep aynı şey mi olur ya, diye mırıldandı kendi kendine. Karnı da açtı zaten. Yumurta yetmemişti. Biliyordu böyle olacağını, ne zaman iki yumurtayla doymuştu da şimdi doysun? “Dairede yerim bir şeyler.” diye düşündü.

Sigara paketini kontrol etti. 17 tane kalmıştı. Bu da bitsin net bırakıyorum sigarayı dedi yanındakine. Yanındaki anlamlı anlamlı güldü, “Ben de hep öyle derdim senin yaşındayken de şimdi bak sakallarım bile sarardı.” Mehmet gülüp iç çekti. Böyle mi olacaktı sonu? Şimdiki hali düzelmeyecek miydi hiç? Allahtan daireye gelmişlerdi de düşünmek zorunda kalmamıştı.

Servisten inince hemen bir sigara daha yaktı. Düşünmeden yapmıştı sanki. “Nah bırakırım ben sigarayı.”

İç çekince onu izleyen müdür seslendi: Hayırdır yine içli içli geziyon?

Şaşırdı ama hemen topladı kendini. Güldü sadece. Bu herifi de hiç sevmiyordu. İçeri girmeden önce sigarasını kapıda bitirdi. Saatine baktı. Mesainin başlamasına daha 15 dakika vardı. Bir kahve sigara yapsam mı acaba diye düşünürken içeri girdi. Merdivenleri çıkarken nefesi kesilince güldü. “Neyse siktir et kahve sigarayı.” 16 sigarası kalmıştı şimdiden. Akşama kadar dayanmak lazım.

Daireye girince gözüne ilk Aysun çarptı. Her zamanki gibi giyinmişti. Pürüzsüz, beyaz gömlek, uzun siyah etek. Saçlarını düzleştirmemişti bugün. Dağınık bir topuz yapmıştı sadece. Kıvırcık, sahte sarı saçları tam kurumamıştı. Etrafa hoş bir koku yayıyordu. Mehmet gülümseyerek Aysun’a selam verdi. Aysun

telefonda güle güle birileriyle konuşuyordu. “Nişanlısıdır.” Diye düşündü Mehmet. Buruk gülümsedi

mutfağa giderken. Bu konularda şansının olmadığını kabullenmişti artık. Sade bir Türk kahvesi yaptı

kendine. Gençken kahvenin acı tadından ne kadar nefret ettiğini hatırlayıp güldü.

-Yine neye gülüyorsun deli?

dedi Aysun mutfağa girerken. Cevap veremedi Mehmet. Gülümsemekle yetindi.

Aysun kupasına sıcak su doldurup mutfaktan çıkınca rahat bir nefes aldı. Onunla aynı odada bulunmak bile geriyordu artık onu. Sonu olmayan hayallerinin somut bir simgesi gibiydi Aysun.

Kahvesini alıp balkona çıktı. Sigarasını yaktı. “Ulan güya yapmıcaktım bugün sigara kahve. Bi’ kere de dediğimi yapayım.” Sitem etti kendine ama nikotinin rahatlatıcı etkisi şikayetini unutturdu hemen. Şimdi bir tek sigarası, kahvesi ve yeni bir sabah var gibiydi karşısında.

“Yeni bir sabahmış. Sanki ne farkı olacak diğerlerinden. Kahve iç, toplantı yap, sigara molasına çık, kâğıt imzala, kızım bana ve misafire iki kahve… Küçük fincanda olsun benimki. Hayatımı da küçük boy vermişler herhalde.”

İkinci sigarası biterken saate baktı. Dokuzu yedi geçiyordu. Müdür seslenirdi birazdan. “Medeniyet henüz buraya ulaşmadı. E-mail falan bilmeyiz. Verim falan da bilmeyiz. İllaki toplantısını yapmışızdır ama unutmuşumdur. Sigara içicez diye de götüm dondu.”

Sigarasını söndürüp içeri girdi. Herkes toplantı odasında toplanmış, şakalaşıp gülüşüyordu. Mehmet yanlarına gitti, Akif’le havadan sudan bir sohbete koyuldu.

-Ulan sabah sabah senin yüzünden sigara içmiş kadar oldum. Akciğer kanserinden ölücem en sonunda

-Hiçbir şeycik olmaz sana. 90’ına kadar yaşarsın mutlu mesut.

Akif kendi kendine söylenirken bir yandan da sırıtıyordu. Mehmet odaya bir göz gezdirdi. Aysun Elif’le muhabbet etmekle meşguldü. Saate baktı. Müdür hala gelmemişti toplantıya.

-Dairenin reisi de gelmedi hala, dedi Akif’e bakmadan.

-Sabah çayını demliyordur. Adamdaki keyif paşada yok anasını satayım.

Bir yarım saat de boş muhabbetle harcanmıştı. Müdür gelince de önce dünkü maçtan, Fenerbahçe’nin performansından bahsedilmiş, sonra günün önemsiz resmi olaylarına geçilmişti. Toplantı sonucunda her günkü karara varılmıştı: Bugün çok çalışılmalıydı, işler yetişmiyordu.

Mehmet odasına gitti, müdürün kendisine kakaladığı işleri gözden geçirdi, birkaç imza attı, birkaç telefon cevapladı.

-Biraz zehirlenmem lazım, gelicen mi?

Akif başını salladı, ceketlerini alıp bahçeye çıktılar.

Mehmet paketi çıkardı, bir tane Akif’e uzattı, bir tane kendine aldı.

-Beni kötü etkiliyorsun, İnce Memed, sen yokken içmiyorum hiç.

-Siktir et be. Azıcık zevk için içiyoruz, çok mu?

Akif dertli dertli içini çekip anlatmaya başladı. Faturalar, kira, yemek masrafları nasıl yetişecekti, eşinin kuaför masrafı niye bu kadar fazlaydı, çocuk okutmak ne kadar zordu, küçük çocuğu okula yazdırmak için müdüre bilmem kaç lira rüşvet vermek gerekmişti… Mehmet elinden geldiğince desteklemeye çalışıyordu Akif’i. Çok derin olmasa da değer veriyordu ilişkilerine. İkinci sigarasının son dumanını üfleyip odasının camından gözüken Aysun’a baktı.

-Ah be Memed, ne olacak senin bu halin?

-Boş ver be Akif ben bile o kadar düşünmüyorum.

Yeteri kadar zamanın geçtiğini düşünmüş olacaklar ki yavaştan daireye girdiler. Çıkarıp pakete baktı. 11 tane kalmıştı. Öğlen olmadan neredeyse yarısı bitmişti.

Yoğunmuş izlenimi veren birkaç saatin ve sigaranın sonunda öğle tatili geldi. Memurların en sevdiği zamanlardan biri bu bir saatlik öğle tatilleridir. Yapmadıkları işler için kendilerini ödüllendirmeyi ve dinlendirmeyi pek severler. Mehmet bu süreyi en çok yalnız kalacağı için severdi. Yalnız olunca sigarasını da kelimelerini de başkalarıyla paylaşmak zorunda kalmazdı. Dairedekiler yemeğe nereye gideceklerini tartışırken o da bahçedeki banklardan birine oturup paketini çıkardı. Sigarasını yakıp etrafa bakınmaya başladı. Binanın biraz dışında hayat yoğun bir tempoyla devam ediyordu. Her yerden arabalar, insanlar geçiyordu. İnsanları izlemeyi severdi. Gördüğü kişileri aklında bir kategoriye yerleştirmeyi çok eğlenceli

bulurdu. Örneğin şu yaşlı adam kesinlikle emekli öğretmen. “Kıyafeti normal de yürüyüşü ele veriyor. İyi saklayamamış geçmişini.” Bir anda kendini merak etti. Dışarıdan görseydi kendisi hakkında ne düşünürdü acaba? “Genç sayılabilecek normal bir adam.” Bu kadar mı, diye düşündü. “Başka özelliğim yok mu? Memur olduğum anlaşılır muhtemelen.”

Kendisini bırakıp bakınmayı sürdürdü. Sıkılmıştı. Bir sigara daha yaktı. Karnında acı bir sızı duydu. Sabahtan beri hiçbir şey yemediğini hatırlatıyordu. Hiç yiyesi yoktu. Yine de oturduğu banktan kalktı, sigarasını söndürdü. Yakınlardaki parka gitmeye karar verdi. Tatilin bitmesine daha çok vardı.

Park, mahalle arası, küçük bir yerden ibaretti. İçi rahattı Mehmet’in. Dairedekilerin çoğu bilmezdi burayı. Oturmadan sağa sola bakınmaya başladı. Saatten dolayı olacak, park formalı ilkokul çocuklarıyla doluydu. Bu parka gelmek onu hep geçmişe sürüklüyordu. Yine de garip bir bağı vardı burasıyla. Varlığının bu kadar absürt kaçmasıydı belki de buradan ayrılamamasının nedeni.

Gergin gergin kendisine bakan anneleri fark edince içten içe güldü. “Polis gelmeden gideyim ben.” Parktan biraz uzaklaşınca kendini tutamayıp kahkaha attı. Durumu komikti.

Daireye döndüğünde hala herkes gelmemişti. Mehmet yoğun iş temposuna, masasının başına geçti. Eve gitmesine az kalmıştı. Yemekten dönen Akif’le biraz sohbet ettiler. Yemek güzeldi de insanın midesine oturuyordu. Üstüne de bir mahmurluk çökmesin mi? Eve gitmeyi iple çekiyordu.

-E sen ne yaptın bu öğlen?

Tam Mehmet cevap verecekken müdür odaya girdi. Yalan söylemesine gerek kalmadığı için rahatlamıştı.

-Akifciğim, mailine baktın mı?

Akif yavaş yavaş maili açıp kontrol etti.

-Yeni bir şey yollamamışsınız.

Müdür ne olduğunu anlamamış bir şekilde Akif’in bilgisayarına eğildi.

-Mehmet, koçum bi’ de sen de kontrol etsene mailini

Mehmet açıp baktı:

-Bir şey gözükmüyor.

Müdür gergin gergin güldü.

-Hadi ya. Neyse o zaman, yapacak bir şey yok.

-Önemli bir şey miydi Başkanım?

-Siz takmayın, hadi kolay gelsin.

Müdür çıkınca Mehmet, Akif’e bakıp güldü. Akif başını sallayıp kapıya baktı:

-Allah bilir yine neyi unuttu. Bizim başımızı yakmasa bari

Mehmet cevap vermeyip işine döndü. Akşama kadar çok olaysız geçti. Mehmet hiçbir şey düşünmedi bile. Çok gerek görmemişti. Sadece arada Akif’le sigara molasına çıktılar. Mehmet sigaranın fiyatından, Akif kanserin zararlarından bahsetti. Yine beraber sigarayı bırakmaya karar verdiler. Bir daha ellerini sürmeyeceklerdi.

Çıkışta hiç beklemeden servise koştu. Fırat eve geç geleceğini yazmıştı. Tamam bile yazmadı Mehmet. Kaç yaşında adamdı sonuçta. Serviste kimseyle konuşmadı. Kimse de onunla konuşmadı.

Eve gelince hemen soyunup kendini duşa attı. Üzerinden akan her damla yanında bir parça yorgunluğu, bir parça hüznü alıp götürüyordu. Saçını şampuanlarken elinden kayan bir parça şampuanın gözünü yaktığını hissetti. Alelacele gözünü yıkadı. Bir yandan da gözünden yaş geliyordu. Yaş geldikçe su tuttu, su tuttukça yaş geldi. En sonunda izin verdi kendine. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Ne varsa hepsi gözlerinden akıp gidere karışıyordu. Akan suyun sesi, sabunun derisindeki kaygan hissi, hıçkırıkları, titreyişleri… hepsi iç içe girmiş, aylardır biriktirdiklerini dışarı atması için tetiklemişti.

Birkaç dakika sonra kendine gelmiş, sakinleşmişti. Hızlıca saçında kalan az şampuanı durulayıp duştan çıktı. Yatağının üzerindeki kıyafetleri üstüne geçirdi. Saçını kuruturken aynada kendisiyle göz göze geldi. Gözleri kızarmıştı. Görüntüsüne tepki vermedi. Masanın üstünden sigara paketini alıp salona yürüdü. Televizyonun karşısına oturup bir film açtı. Bu filmi Akif’ten duymuştu. Puanı çok yüksek bir film değildi, daha kafa dağıtmalık olduğunu söylemişti Akif.

-Tam ihtiyacın olan şey, diye eklemişti.

Paketten çıkarıp bir sigara yaktı. İçeride içmeye alışık değildi, kendini ayıp bir şey yapıyormuş gibi hissetmişti. Bari içerisi duman olmasın deyip camı açtı. Balkonda unuttuğu küllük yerine Fırat’ın mutfağa götürmeye zahmet etmediği tabağı kullanıyordu. Bir süre sonra sıkılıp filmi kapattı. Dikkatini veremiyordu zaten. Şarkı açıp ikinci bir sigara daha yaktı. Son birkaç yıldır akşamları sigarayla karışık pişmanlık dumanlarıyla geçiyordu.

Birkaç sigaradan sonra gözleri kapanmaya başladı. Elini alnına koyup iç çekti. Sigarasının bitip bitmediğini kontrol etmek için pakete baktı. Bir tane kalmış olmasının rahatlığıyla kendini saldı ve uykuya yenik düşmesine izin verdi.

Uyandığında her yer zifiri karanlıktı. Fırat karşıki kanepede dışarı pantolonuyla uyuyordu. “Sızmış herhalde.” Yoksunluğu andıran bir baş ağrısı hissetti. Paketini alıp koltuktan kalktı. Tuvalete gidip elini yüzünü yıkadı. Gözlerinin şişliği geçmemişti. Yüzünü kurulayıp odasına girdi. Işığı açmadan cam kenarına gitti. Pencereyi açtı. Son sigarasını çıkarıp yaktı. Tadını çıkara çıkara, nikotini hissede hissede içti. Bitince dalgın dalgın elindekini çöpe attı. Paket bitmişti.


Sevde Sarıca

 
 
 

Yorumlar


Geribildiriminizi Bana Ulaştırın!

© 2035 by Train of Thoughts. Powered and secured by Wix

bottom of page